Tarihsel süreçte, Yahudilerin ekonomik olarak güçlenmesinde toprak sahibi olamamalarının ve tarım dışı alanlara yönelmelerinin rolü büyüktür. Batı ve İslam dünyasında çeşitli nedenlerle toprak edinmelerine izin verilmeyen Yahudiler, gettolara kapatılarak toplumsal yaşamdan izole edilmişlerdir.
Bu dışlanmışlık ve aristokrasiye kabul edilmeme durumu, Yahudilerin bankacılık ve uluslararası denizcilik gibi alanlara yoğunlaşmasına neden olmuştur. Bu sektörlerde kurdukları ağlar aracılığıyla küresel bir ekonomik etki alanı oluşturmayı başarmışlardır.
Avrupa'da burjuvazi devrimi sonrasında, biriktirdikleri sermayeyi piyasaya sürerek ticari loncaları ve ekonomik yapıları etkilemişlerdir. Farklı coğrafyalara dağılmış aileler arasındaki etnik ve dini çıkarlar doğrultusunda kurulan gizli ağlar, küresel finansal blokajlar oluşturmuştur. Menfaat birlikteliği temelinde hareket eden bu yapılar, finansal güçlerini kullanarak devletlerin iç ve dış politikalarını manipüle etme potansiyeline ulaşmıştır.
20. yüzyıla kadar üretim ve toprak sahipliğinden uzak kalan bu topluluk, Siyonist ideoloji çerçevesinde Filistin topraklarına göç etmiştir. Burada, mülkiyetin ortak olduğu ve komün yaşam tarzına dayanan 'Kibbutz' adı verilen tarımsal topluluklar kurulmuştur. Bu topluluklar, İsrail'in kuruluş sürecinde önemli bir rol oynamıştır. Yapay tarım kolonileri aracılığıyla toprak işgali gerçekleştirilmiş ve zamanla Müslümanların toprakları gasp edilmiştir. Günümüzde ise küresel finans kapitalizminin desteğiyle Orta Doğu'da faaliyet gösteren işgalci devlet mekanizmasının finanse edildiği belirtilmektedir.