Hollanda'da yaşayan ressam Ufuk Kobaş, sanat yolculuğunda önemli bir dönüm noktasını anlattı. Kobaş, yıllarca Rembrandt'ın tarzını yakalamaya çalıştığını ancak sonunda bu denemelerden vazgeçtiğini belirtti.
Johanner Vermeer'in şehri Delft'te yaşayan Kobaş, Hollanda'nın sanat geleneğiyle doğrudan bir bağ kurmasa da aynı görsel iklimde çalıştığını ifade etti. Sanatçı, yirmi yılını Abu Dabi, Katar ve Dubai'de geçirdiğini, bu süreçte sergiler açtığını ve sanat eğitimi verdiğini söyledi. Farklı kültürleri özümseyerek Doğu ile Batı arasında bir köprü kurduğunu dile getirdi.
Yedi yıl önce Hollanda'ya dönen Kobaş, resimlerinde kadın yüzleri, atlar, balıklar ve mitolojik figürlere yer veriyor. Abu Dabi'de geçirdiği dönemin balıklı resimlerinde etkili olduğunu belirten sanatçı, imgeleri sadece estetik bir tercih değil, aynı zamanda bir görsel sözlük olarak kullandığını açıkladı. Kadın iç dünyayı, at hareketi ve gücü, balık ise dönüşüm ve bilinçaltını temsil ediyor.
Geçmişte animasyon ve storyboard üretimiyle uğraşması, resimlerine film karesi estetiği kattı. Kompozisyonlarında güçlü bir çizgi disiplini ve anlatı kurma çabası dikkat çekiyor. Son dönem eserlerinde ise bir sadeleşme göze çarpıyor. Figüratif üslubunu korurken, biçimler daha stilize ve ritmik hale gelmiş. Detayların azaldığı, yüzey kurgusunun açıldığı bu dönemde, Kobaş anlatıyı daha yoğun bir ifadeyle sunuyor. Sanatçı, modern teknolojinin sunduğu olanaklardan yararlanmayı sevdiğini ve yeni şeyler denemekten keyif aldığını vurguladı.
Kobaş, dijital kolaj tekniğini vazgeçilmez bir yöntem olarak tanımladı. Kumaş desenleri, çiçekler, portreler ve boyası dökülmüş duvar fotoğraflarından oluşan arşivini kullandığını belirtti. Bu teknikle hem mitolojik ve sembolik bir dünya kurduğunu hem de çağdaş sanatın yalınlaşma eğilimlerini eserlerine yansıttığını söyledi. Figürle yüzey, hikâye ile estetik arasındaki gerilimin, sanatını bireysel bir ifadenin ötesine taşıdığını ifade etti.